İfade özgürlüğü davalarında adil yargılanma hakkı göz ardı ediliyor

22 January 2019
-

MLSA’nın 71 dava izleyerek elde ettiği bulgulara göre ifade özgürlüğü davalarının önemli kısmında sanıklar tutuklu yargılanıyor; tutuklular sıklıkla mahkemeye getirilmiyor ya da kelepçeli bir şekilde getiriliyor.

Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) ve Uluslararası Basın Enstitüsü’nün (IPI) gerçekleştirdiği altı aylık adil yargılanma hakkı ve dava izleme programına göre Türk mahkemeleri aleyhinde yalnızca yazılı ve sözlü ifadeler bulunan sanıkları hukuksuz şekilde tutuklu yargılıyor.

Friedrich Naumann Vakfı (FNST) desteği ile yürütülen dava izleme projesinden elde edilen verilere göre, ifade özgürlüğü temelli davaların yüzde 38’inde sanıklar uluslararası standartlara aykırı olarak tutuklu yargılanıyor. Bu çalışmada elde edilen bulgular, adil yargılanma hakkının sistematik olarak ihlal edildiğini ve tutuklu yargılanan sanıkların sıklıkla duruşma salonuna fiziken getirilmediğini ortaya koydu.

Çalışmanın bulgularını kamuoyu ile paylaşmak üzere 22 Ocak Salı günü düzenlenen basın toplantısına Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Çek Cumhuriyeti, Hırvatistan, Hollanda, İngiltere, İsveç, İsviçre, Macaristan, Rusya Konsolosluklarından yetkililerin yanı sıra yerli ve yabancı gazeteciler de katıldı.

Basın toplantısının açılış konuşmasında MLSA Eş-Direktörü Barış Altıntaş, MLSA’nın 1 Haziran 2018 ve 31 Aralık 2018 tarihleri arasında 10 farklı ilde 71 ayrı davanın (90 oturumda görülen) 82 duruşmasının izlediği proje kapsamında 30 gözlemci ile çalışıldığını anlattı. İzlenen davalardaki sanıkların yazılı ve sözlü ifadeleri nedeniyle terör suçlarından yargılandığının altını çizdi.

Altıntaş, bu proje sayesinde Türkiye’de dava izleme konusunda yakın dönemde ilk kez sistematik bir veri ortaya konulduğunu söyledi. Altıntaş, “Darbe girişimi sonrası ifade özgürlüğüne yönelik baskılar sonucu bu alanda birçok kişiye ifadeleri nedeniyle dava açıldı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türkiye’ye yönelik kararlarından sonra Türkiye’de mahkemelerin gerçekten ne kadar etkin olduğunu gözlemlemek hepimiz için daha büyük önem kazandı. Önümüzdeki yıl devam etmeyi umduğumuz projemizin ana hedefi de buydu,” diye konuştu.

İzlenen duruşmaların hepsinin ifade özgürlüğü ile ilgili olduğunun altını çizen Altıntaş, bunların %76’sının İstanbul’da, %18’inin Kürt nüfusunun yoğun olduğu şehirlerde, %3’ünün İzmir’de, %3’ünün de Ankara’da gerçekleştiğini söyledi.

-

Tutuklular mahkemeye getirilmiyor

Raporun bulgularını paylaşan MLSA Eş-Direktörü Veysel Ok, davaların %38’inde sanıkların tutuklu olarak yargılandığı belirtti. Tutuklu yargılanan sanıkların bulunduğu duruşmaların %34’ünde ise sanıklar mahkeme salonuna fiziken getirilmediğinin ve bu sanıkların SEGBİS (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi) ile savunma vermek durumunda kaldıklarını, hatta bazen SEGBİS’de yaşanan teknik arızalar bahane gösterilerek savunma bile yapamadıklarını ekledi.

Ok, bu uygulamanın doğrudanlık ilkesi ve savunma hakkına yönelik ihlal olduğunu söyleyerek bu durumun adil yargılanma hakkını ortadan kaldırdığını ifade etti. Ok, “Yargılanan gazeteciler, avukatlar, akademisyenler ve hak savunucularına yönelik suçlamalar ağırlıkla terör suçları ve bu suçlamalara gerekçe olarak çoğunlukla ssöz, yazı ve sosyal medya paylaşımları gösterilmiştir. Bu durum Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 10. maddesine ve AİHM’in içtihatlarına açıkça aykırıdır,” diye konuştu.

Sanıklar uzak şehirlerdeki hapishanelerde tutuluyor

Raporun çarpıcı bulgularından biri de sanıklara yöneltilen suçlara dair öne sürülen delillerin niteliği ile ilgili. İzlenen davalarda gazeteciler, avukatlar, akademisyenler ve siyasetçiler mesleki faaliyetleri nedeniyle yargılanıyordu. Bu davaların %77’sinde sanıkların yazdıkları haberler, köşe yazıları, yaptıkları röportajlar, çektikleri fotoğraflar ile haber kaynaklarıyla yaptıkları görüşmeler delil olarak sunulurken, %24’ünde ise sosyal medya paylaşımları delil olarak gösterildi.

Tutuklu sanıkların olduğu oturumların %40’ında sanıkların tutuklu bulunduğu hapishaneler ile davalarının görüldüğü mahkemeler farklı illerdeydi. Bu durum yetkililer tarafından sanıkların mahkeme salonuna fiziken getirilmemesinin bir nedeni olarak öne sürülüyor.

İfade özgürlüğü hakkını kullanmak “terör” suçu olarak görülüyor

Adalet Gözlem Projesi, ifade özgürlüğüne dair suçlardan yargılanan sanıkların pek çoğuna terör suçlarının yöneltildiğini ortaya koydu. Proje kapsamında izlenen 71 ayrı ifade özgürlüğü davasında sanıklara isnat edilen suçların %72’si terör suçlarından oluşuyordu. Bunlardan 35’i terör örgütü propagandası yapmak, 25’i terör örgütü üyeliği, 7’si örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek, 5’i suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve/veya yönetmek, 5’i ise örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemekti.

Sanıklara yöneltilen suçların %28’i ise şunlardan oluşuyordu: şerefe karşı suçlar (hakaret, iftira); anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar; Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama; Cumhurbaşkanına hakaret; halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme veya aşağılama; devlet sırlarına karşı suçlar (devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama, gizli kalması gereken bilgileri açıklama).

Raporun devamında yargılama sürecinde yaşanan insan hakları ihlalleri ile ilgili ek hukuki görüşler bildirildi. Bu kısımda hukuksuz tutuklamalar, uzun tutukluluk, sanıkların duruşmaya fiziken getirilmemesi, mahkeme heyetine gelen değişiklikler, mahkemeye kelepçe ile çıkarılma, müzakerelerin kapalı yapılmaması ve heyetin nezaketsiz tavrı gibi unsurlar evrensel yargılama prensipleri perspektifinden değerlendirildi.

Raporun tamamını görmek için tıklayınız.